Bu yazıda bir sahafta 1 lira olduğunu görerek aldığım
Hitler Oyuncağımı Çaldı kitabıyla ilgili birkaç bilgi yazmak istedim. Biraz ince bir kitap (216 sayfa), ismi dikkatimi çekti.
Hayat Güzeldir diye bir film vardı. O İtalya'da geçiyordu yanlış hatırlamıyorsam ama Yahudilerin maruz kaldığı faşistlikle ilgiliydi. Bu konu da benim ilgimi çektiğinden, kitabı okumaya başladım.
Çok iyi bir okur olduğumu söyleyemem. Bu yazıdakilerin hepsi tavsiye niteliğindedir.
 |
Kitabın İngilizce adı, When Hitler Stole Pink Rabbit'tir. |
"Naziler onları köpek
kulübesine zincirliyormuş. Köpek kulübesi toplama kampının tam
ortasındaymış. Orada bağlı olan profesör her gelip geçene havlamak
zorundaymış. Önünde bulunan çanağına atılan kırıntılara eliyle dokunması
yasakmış ve çanaktaki yiyecekleri ağzı ve diliyle yemek zorundaymış. O
tanınmış profesör, geceleri de köpek kulübesinde yatırılırmış. Boynuna
bağlı olan zincir ayağa kalkmasını engelleyecek kadar kısa tutulmuş.
Profesör iki ay sonra delirmiş. Yine de aynı köpek kulübesinde aynı
zincirle bağlıymış. Üstelik artık gelip geçene gerçekten de küçük bir
fino gibi havlıyormuş. Ama profesör artık, bir köpek gibi havladığının farkında değilmiş." (Arka kapağından)
Öncelikle söyleyeyim ki, bu kitap biraz daha çocuk ve gençlere yöneliktir. Kitabın hikayesindeki aile, Hitler dönemindeki Yahudilere göre fazla şanslılardır. Bu yazar da dahil pek çok kişi tarafından yapılan bir yorum.
Bundan önce okuduğum kitap
Bin Muhteşem Güneş'ti. Onu okurken ara verip, ağladığım oluyordu. Afganistan'da o zorlukları çeken insanların hali çok güzel anlatılmıştı. Tabi bu kitabı okurken, biraz daha rahattım.
Kitabın ana karakteri
Anna yeni tanıştığı yerlere alışmaya çalışıyor ve bazen de çocuk aklıyla faşistliği ve ayrımcılığı sorguluyor.
"Neden bir arada oynayamıyorlardı sanki? Bunun için de aynı partiyi mi tutmak gerekiyordu."
― Judith Kerr, Hitler Oyuncağımı Çaldı
Kısa Özet
Kitap Almanya'nın Berlin şehrinde yaşayan Yahudi ailenin etrafında gelişiyor. Bu ailenin babası Anti-Nazist bir yazar. Gazetelerde yazıları yayınlanıyor. Ailenin durumu gayet iyi, bir de çok sevdikleri bir hizmetçileri var. Ailenin babası Nazilerin seçimi kazanacağını tahmin ediyor ve bundan oldukça endişe duyuyor. Seçime birkaç hafta kala, Nazilerin seçimi kazanacağından iyice endişelenerek bir süreliğine İsviçre'ye gidiyor. Tam da tahmin ettiği gibi Naziler seçimi kazanıyor ve aile tümüyle İsviçre'ye göçüyor. 4 kişilik bu aile İsviçre'de küçük bir yerleşim yerinde kalıyorlar. Bu esnada özellikle Anna'nın çevreye adapte olması işleniyor. İsviçre'de de Almanca konuşulduğu için çok fazla sıkıntı çekmiyorlar. Fakat babanın İsviçre'de yazacak bir gazete zar zor bulmasından dolayı maddi sıkıntılar çekiyorlar. Bu sıkıntılar artarak devam ediyor. En sonunda ailenin Paris'e taşınmaktan başka çareleri kalmıyor. Burada bir nebze daha rahat geçiniyorlar. Fakat ailenin çocukları
Anna ve
Max Fransızca öğrenmek zorunda kalıyor. Bu sebeple daha fazla adaptasyon sıkıntıları çekiyorlar. Devamında Max her şeye daha kolay alışıyor. Anna da geçen süre içerisinde daha fazla adapte oluyor. Bu sırada babaları maddi sıkıntılarını atlatmak için, kızı Anna'yla yaptığı bir sohbetten esinlenerek film senaryosu yazıyor. Senaryoyu pek çok film şirketine gönderse de yalnızca İngiltere'den olumlu bir cevap geliyor. Son olarak aile tekrar bir göç sürecine girerek, İngiltere'ye taşınıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder